Ortadan kaybolan 25 bin erkek! Kütahya!

TÜİK’in Kütahya’da erkek nüfusunun 25 bin azaldığını açıklaması kenti karıştırmış. Hürriyet’in haberine göre (31.01.2012) AK Parti Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay, durumun tuhaf olduğunu belirterek TÜİK’ten açıklama istemiş.

‘TÜİK’e tepkiliyiz!’ Peki neden? Kinay, bir şekilde TÜİK’in bir hata yaptığını düşünüyor olmalı. TÜİK’in Kinay’a cevap vermesi muhtemelen uzun sürer. Bu sebeple hemen verilere bakıp potansiyel bir açıklama yapayım dedim. Kütahya nüfus, işgücü ve büyüme istatistiklerini daha detaylı bir şekilde inceleyerek bu potansiyel açıklamanın doğru olup olmadığına bakılabilir. Kütahya’daki yetkililer bu verilere benden hızlı bir şekilde ulaşabilirler. O yüzden potansiyel açıklamamı test etme işini onlara bırakıyorum…

Yazının devamını okumak için tıklayın!

Not: Kütahya meselesi ilginç çünkü her ne kadar geçmiş yıllarda göç veren bir il olsa da erkek nüfusu kadınlara göre bu kadar azalmamış. Verilere biraz daha detaylı bakıyoruz. Bir şey çıkarsa haber ederim.

İstanbul, Kar ve Şehirleşme!

Biri şehirleşme mi dedi?

Twitter’dan takip ettiğim kadarıyla İstanbul’da olanlar:

Metrobüs İptal!

 

Devrim Buradan Başlayabilir!

Karda Ulaşım: Tabanvay!

 


Yolda Kalanlar!

Şehirleşme!

Hayatım İstanbul! / Büyükşehir Kışa Hazır!

Sınav Kağıdı

Neden GSYH yeterli bir ölçüt değildir?

İktisadi Büyüme dersinde GSYH’nın iktisadi refah ölçütü olarak bazı kısıtları olduğundan bahsetmiştik (haftaya da devam edeceğiz). Bu konudaki argümanları okumak isteyenler için ilgili internet bağlantılarını listeliyorum:

Rapor ve Makaleler:

İktisadi Performans ve Sosyal İlerlemenin Ölçümü Komisyonunun Çalışmaları

Diğer Raporlar ve Web Siteleri

Video:

İlgili Haberler:

—-

Daha fazlası şurada: Beyond GDP Web Sitesi

Mahkumların Çıkmazı ve @ismet_berkan

Sevdiğim köşe yazarlarından İsmet Berkan bugünkü yazısında mahkumların çıkmazından bahsetmiş. Bu yazıyı okumadan önce lütfen İsnet Berkan’ın yazısını okuyun: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18753006.asp

İsmet Berkan mahkumların çıkmazı oyunu hakkında şunu söylemiş:

“Bu oyun gerek bilgisayarda gerekse gerçek hayatta milyar kere milyarlarca defa oynandı.Ezici çoğunlukla ortaya çıkan sonuç, tarafların itiraf etmesi.”

Eğer İsmet Berkan “bu oyun” derken sadece bir kez oynanan mahkumların çıkmazı oyununu kastediyorsa, haklı. Evet, mahkumların çıkmazı sadece bir kez oynanıyorsa ortaya işbirliği (cooperation) çıkmıyor. Ancak, İsmet Berkan’ın ele aldığı konu için uygun olan oyun “tekrarlanan mahkumların çıkmazı”. Yani taraflar sadece bir kez değil, defalarca mahkumların çıkmazı problemini çözmeye çalışırsa ne olur? İşbirliği ortaya çıkar mı?

İsmet Berkan, “Bu oyun gerek bilgisayarda gerekse gerçek hayatta milyar kere milyarlarca defa oynandı” derken, işin içine gerçek hayatı da soktuğu için ve yapılan bilgisayar simülasyonlarının çoğu tekrarlayan mahkumların çıkmazı oyunuyla ilgili olduğu için aslında farkında olmadan tekrarlayan mahkumların çıkmazı oyunundan bahsediyor. Söz konusu olan tekrarlayan mahkumların çıkmazı olduğunda ise haberler daha iyi. Hem gerçek hayattaki gerçek insanlar, hem de bilgisayar simülasyonlarındaki ajanlar mahkumların çıkmazı durumlarından çoğunlukla işbirliği çıkarmayı başarıyor. Eğer İsmet Berkan haklı olsaydı insanlık tarihi çok farklı olurdu. Neyse ki Homo Sapiens mahkumların çıkmazı durumlarından işbirliği çıkarmayı başarabilen bir tür. Eğer öyle olmasaydı daha da berbat bir dünyada yaşıyor olabilirdik — hatta belki de Homo Sapiens bugünleri hiç göremez, yok olup giderlerdi.

Eğer İsmet Berkan gibi “gerek bilgisayarda gerekse gerçek hayatta milyar kere milyarlarca defa oynan”an mahkumların çıkmazı oyunlarını özetlemeye kalkarsak güzel bir literatür değerlendirmesi yapmış oluruz. Ancak bu uzun iş. Ben özet geçeyim. Gerek bilgisayarda gerekse gerçek hayatta milyar kere milyarlarca defa oynanan mahkumların çıkmazı oyunlarında en çok rastlanan sonuç işbirliğinin baskın olduğu denge durumları. En çok rastlanan stratejiler ise şunlar: Tit-for-tat (kısasa kısas), generous tit-for-tat (bonkör kısasa kısas), Win-stay-loose-shift (kazanıyorsan devam et, kaybediyorsan strateji değiştir).

Unutulmaması gereken şu: Çeşit çeşit mahkumların çıkmazı modeli var. Gerçek dünyada açıklamayı istediğiniz şeye en uygun modeli bulup onun sonuçlarını kullanmalıyız. Her mahkumların çıkmazı durumunu, tek seferlik mahkumların çıkmazı oyununun sonuçlarına bakarak yorumlayamayız. İktisadi modelleri ya da daha genel olarak soyut bilimsel modelleri açıklama için kullanırken açıklamak istediğimiz olgu için en uygun modeli seçmeliyiz.

Martin Nowak’ın çalışmalarına bakarsak gerçek dünyadaki mahkumların çıkmazı durumlarına uygun olan çıkarsama şu: insanlar mahkumların çıkmazı durumlarında işbirliği sağlamayı başarıyorlar ve bunu kısasa kısas, bonkör kısasa kısas, veya kazan-devam et, kaybet-değiştir gibi stratejileri kullanarak yapıyorlar.

İsmet Berkan’ın ele aldığı konu için uygun modeli bulmak zor. Ama bir deneme yapayım (belki İsmet Bey başka bir yazısında buradan yola çıkarak daha güzel bir model bulur): İlgili konu için tekrarlanan bir oyun olduğunu varsaymamız gerekiyor. Ancak, önemli bir öğe daha var. Burada taraflar (muhtemelen) her hamleleri için ne sonuç aldıklarını sürekli takip ediyorlar ve kendi getirilerinin muhasebesini yapıyorlar. Bu durum için bildiğim en uygun model, Martin Nowak ve arkadaşlarının Journal of Theoretical Biology‘de yayınladığı model:

Lorens A. Imhof; , Drew Fudenberg &Martin A. Nowak (2007) “Tit-for-tat or Win-stay, Lose-shift?”, J Theor Biol. 2007 August 7; 247(3): 574–580. Online: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2460568/pdf/nihms47172.pdf

Bu modele göre işbirliğinin taraflar için faydaları belirli bir kritik seviyenin altındaysa, işbirliği yapmıyor ve birbirlerine zarar veriyorlar (defect); ama eğer işbirliğnin faydaları belirli bir kritik seviyenin üstündeyse, o zaman taraflar kazan-devam et, kaybet-değiştir stratejisini izliyorlar ve işbirliği sağlanması mümkün oluyor.

İsmet Berkan’a sorum şu: Acaba, asıl mesele tarafların işbirliğinin faydalı olabileceğini farketmemesi veya mevcut durumda işbirliğinin faydasının, tarafların zarar verme stratejisinden elde edebilecekleri diğer faydalar nedeniyle “kritik düzeyin” altında olması olabilir mi? Öyleyse işbirliğinin faydalı olduğunu nasıl göstereceğiz ve tarafların (varsa) işbirliği yapmamaktan elde ettikleri diğer faydaları nasıl azaltacağız? Bu sorulara verecek cevabım yok. Zaten konum da değil. Ama belki İsmet Bey veya konuyla ilgili başkaları bunlar üzerinde düşünmeye başlar.

Kıssadan hisse: Açıklamak istediğiniz konu için uygun olan modeli seçin.

‘Sağdan git hep sağdan, kaldırımın sağından!’ Evrimsel Oyun Teorisi ve Koordinasyon Konvansiyonları

Makalenin girişi şöyle:

“Sevgilinizi telefonla aradınız ve muhabbete başladınız ancak muhabbetin en heyecanlı yerinde hat kesildi. Ne yaparsınız? Hemen sevgilinizi tekrar arar mısınız? Yoksa onun aramasını mı beklersiniz?  Peki,  sizce  o  ne  yapar?  Sizin  tekrar  aramanızı  mı  bekler,  yoksa  hat  kesilir kesilmez  o  mu  sizi  arar?  Eğer  sevgilinizin  bekleyeceğini  düşünüyorsanız  sizin  hemen aramanız  mantıklı  olur.  Eğer  onun  hemen  sizi  arayacağını  düşünüyorsanız,  o  zaman beklemeniz akla daha yatkın olacaktır. Tabii sevgiliniz de sizin ne yapacağınızı düşünüp ona göre  hareket  etmek  isteyecektir.  Hemen  arayacaksanız  beklemeyi,  bekleyecekseniz  aramayı tercih  edecektir.  Burada  iki  “işe  yarar”  denge  noktası  var:  Siz  arayacaksınız,  o  bekleyecek (ara,  bekle),  ya  da  siz  bekleyeceksiniz  o  arayacak  (bekle,  ara).  Her  ikiniz  de  ararsanız  (ara, ara)  meşgul  sinyaliyle  karşılaşırsınız  ya  da  her  ikiniz  de  beklerseniz  (bekle,  bekle)  boşuna beklemiş   olursunuz.   Eğer   hemen   muhabbete   devam   etmek   istiyorsanız   bu   küçük koordinasyon problemini hemen çözmeniz gerekir. Farklı toplumlar veya farklı topluluklar bu basit problem için değişik çözümler üretiyor olabilir. Ama eğer “arayan tekrar arar” veya “hat kesilince  arayan  bekler  ilk  aranan  arar”  gibi  net  bir  çözüm  ortaya  çıkmışsa  ve  herkes  bu çözümden haberdarsa ortada koordinasyon konvansiyonu diye adlandırabileceğimiz sosyal bir olgu vardır. Bu konvansiyon bir davranışsal düzenliliği de beraberinde getirir ve bu sebeple sosyal kurum olarak adlandırılabilir.

Sosyal  kurumların  bazıları  hat  kesilince  kimin  tekrar  arama  yapacağı  gibi  koordinasyon problemlerini  çözmemize  yardımcı  olur.  Tabii  sosyal  koordinasyon  problemleri  her  zaman “kim  arayacak  problemi”  gibi  basit  (ve  kimilerine  göre  önemsiz)  değildir.” [Makalenin devamını okumak için tıklayın! PDF]

Aydınonat, N. Emrah (2011) “’Sağdan git hep sağdan, kaldırımın sağından!’
Evrimsel Oyun Teorisi ve Koordinasyon Konvansiyonları”, içinde: Kaymak M. ve A. Şahinöz (der.) (2011) Darwin ve Evrimsel İktisat, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları, sf. 41-66 [PDF]

Nöroiktisatla ilgilenenler için birkaç video

Neuroeconomics: From brain process data to economic theory by Colin Camerer

Paul Zak – The Science of Trust

Paul Zak – Beyond Belief 2008


Neuroeconomics: The Secret Life of Homo Economicus

İktisatçılar için TED Videoları

playSteven Levitt analyzes crack economics
playSteven Levitt on child carseats
playHans Rosling shows the best stats you've ever seen
playBarry Schwartz on the paradox of choice
playHans Rosling's new insights on poverty
playNgozi Okonjo-Iweala on aid versus trade
playSteven Pinker on the myth of violence
playSugata Mitra shows how kids teach themselves
playYochai Benkler on the new open-source economics
playPaul Collier on the "bottom billion"
playDan Gilbert on our mistaken expectations
playDan Ariely on our buggy moral code
playDan Ariely asks, Are we in control of our own decisions?
playHans Rosling: Asia's rise -- how and when
playSendhil Mullainathan: Solving social problems with a nudge
playDaniel Kahneman: The riddle of experience vs. memory
playEsther Duflo: Social experiments to fight poverty
playLaurie Santos: A monkey economy as irrational as ours
playJeremy Rifkin on "the empathic civilization"
playNic Marks: The Happy Planet Index
playMartin Jacques: Understanding the rise of China
playHans Rosling and the magic washing machine

Sonunda internet mahkeme kararıyla komple yasaklandı

Türkiye’de internetin ölüm tarihi: http://www.cnnturk.com/n/615303

Haberden:

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nca (BTK) hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK’nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek. Bu uygulama dünyada Çin, Küba, İran gibi internetin “tutuklu” olduğu ülkelerde kullanılıyor.

Twitter’dan notlar:

@neaydinonat: Yeni düzenlemeye göre, filtreleme işlemini etkisiz kılmak için uygulanan filtre aşma yöntemleri engellenecek. Yani DNS ayarı yalan oluyor.

Yani filtrelemeyi aşmaya kalkar ve en doğal hakkınızı kullanarak istediğiniz sitelere girmeye kalkarsanız hakkınızda yasal işlem yapılabilecek

@neaydinonat: Ayrıca, internet sağlayıcıların BTK’nın hangi siteleri engellediğini 3. kişilere bildirmesi de yasaklanıyor.

Yani neyin yasaklı olduğunu tam olarak bilmemiz engelleniyor. Hem yasak olacak hem de yasaklı olduğu bilinmeyecek. Ne güzel!

@neaydinonat: Evet BTK’ya soralım bakalım: Richard Dawkins’in web sitesine hangi profilden girebileceğiz? Suçlu profili mi?

Bunu söylememin bir nedeni var elbet. Richard Dawkins bir bilim adamı ve dünyaca ünlü bir düşünür. Ancak, ülkemizden Richard Dawkins’in sitesine girmek yasak. Gerekçe tam olarak belli değil. Richard Dawkins’in web sitesine girmeye kalkınca karşımıza şu çıkıyor:

Şimdi BTK diyecektir ki biz sadece zararlı siteleri engelliyoruz. Peki Richard Dawkins’in sitesinin zararlı olduğuna karar verenlere biz nasıl güveneceğiz?(Dikkat ederseniz, hangi mahkeme kararına dayanarak sitenin engellendiği belirtilmiyor. Bu durumu öylece kabul etmemiz bekleniyor!)

Ayrıca burada söz konusu olan sadece faydalı bazı sitelerin engellenebileceği kaygısı değil. Bu düzenleme bizim neyin doğru neyin yanlış, neyin güvenli neyin güvensiz olduğunu karar veremeyecek kadar zavallı olduğumuzu ima ediyor ve bu örtük gerekçeyle BTK bizim yerimize “uygun” siteleri belirliyor. Geçenlerde hosting firmalarına gönderdiği “sakıncalı” kelimeler listesi de benzer bir mantığın ürünüydü.

Yine (nedense) aklıma Melih Gökçek’in lafı geldi:

“Kabul etmek zorundalar. Bizim dediğimiz olur. Demokrasi budur ve hazımsızlık yapılamaz” Melih Gökçek / Radikal, 22.05.2009

Siz yine de şu yazıyı okuyun: “Internet Filtresi” Temel Hak ve Özgürlüklere Aykırı

Şunlara da bakın:

Başbakan: “İnsana Homo Economicus olarak bakmıyoruz”!

Penguen 2011-11 Sayı 442

Bunu yeni gördüm: Başbakan: “İnsana Homo Economicus olarak bakmıyoruz” demiş.

Hürriyet’in 06.03.2011 tarihli haberi şöyle:

“İNSANA HOMO ECONOMICUS OLARAK BAKMIYORUZ” Biz insana homo economicus olarak bakmıyoruz. Biz insan insanın kurdudur şeklindeki bir yaklaşımı asla benimsemiyoruz. İnsanların korkuları kaygılar bizim için ekonomik büyüme kadar hatta daha fazla önemlidir. http://tinyurl.com/63hybt9

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes