Nobel İktisat Ödülünü Oliver Williamson* ve Elinor Ostrom* aldı. Böylece Nobel İktisat Ödülü bir kez daha kurumsal meselelerle uğraşan iktisatçılar almış oldu. Oliver Williamson’un makale ve kitapları Kurumsal İktisat ve Yeni Kurumsal İktisat çalışanlar için standart kaynaklardır. Ana-akım iktisatçıların da bildiği hatta muhtemelen okuduğu bir isimdir. Elinor Ostrom her ne kadar kurumsal iktisatçıların takip ettiği bir akademisyen olsa da, ana-akım iktisatçılar tarafından pek bilinen birisi olduğunu söylemek zor (belki Journal of Economic Perspectives’deki makalelerinden tanıyorlardır.). Ostrom, kurumsal çeşitlilik, sosyal normların evrimi, ortak kaynak havuzlarının kullanımı, sürdürülebilir kalkınma, güven ve karşılıklılık, kollektif eylem, yönetişim ve kurumsal çerçeve gibi konular üzerinde çalışan bir iktisatçı (belki de daha doğrusu bir sosyal bilimci). Williamson ise işlem maliyeti iktisadının kurucusu. O da firma teorisi, yönetişim,yönetişim ve organisazyon yapıları, kurumsal organizasyon, ve sözleşme iktisadı, hukuk ve iktisat arasındaki ilişkiler gibi konularda çalışan bir iktisatçı.
Uğur Gürses, Nobel İktisat Ödülü ile ilgili yazısında ödülü kimlerin alabileceği ile ilgili tartışmaları sunarken kriz sonrası iktisadın durumu ile ilgili tartışmaları gündeme getirmiş. Bana sorarsanız Nobel komitesi ödülü verirken bu tartışmaya taraf olmaktan kaçmış. Ödülü etkin piyasa hipotezine, davranışsal iktisada veya para politikası ile ilgili çalışmalardan birine vermiş olsalardı muhtemelen çok tartışma yaratırlardı. Williamson ve Ostrom iktisadın doğasının tartışma konusu olduğu bu günlerde güvenli seçenekler olarak düşünülebilir. Bunu söylerken, Williamson ve Ostrom’un iktisada katkı yapmadığını söylemiyorum. Sadece, eğer iktisadın bir bilim olarak başarısı konusunda bir tartışma gündemde olmasaydı, bu iki isime Nobel Ödülü verilmezdi diyorum.
Geçmişte yaptığım okumalardan yola çıkarak bu sene Nobel Ödülü alan iktisatçılardan Oliver Williamson hakkında daha fazla bilgili olduğumu söyleyebilirim. Özellikle, Erasmus Üniversitesi’nde aldığım derslerde Williamson’un çalışmalarını okumuş ve detaylı bir biçimde tartışmıştık. Williamson, işlem maliyeti, yönetişim ve organizasyon yapıları ile ilgili geniş bir perspektif sunar. Williamson’un katkısı “işlem maliyetlerinin” önemli olduğunu söylemiş ve bulaşıcı bir terim olan “işlem maliyeti iktisadı” ifadesini jargonumuza eklemiş olmasıdır. Bu ilk bakışta önemsiz bir katkı gibi görünebilir ancak işlem maliyetlerini yok sayıp 3000 tane açıklama gücü olmayan model üretip akılda kalacak hiç bir şey söylemeyen iktisatçılar olduğunu düşünürseniz, iktisatçıların aklına “işlem maliyeti önemlidir” fikrini sokmanın önemli bir iş olduğunu belki görebilirsiniz. Elinor Ostrom’u çok iyi bilmediğim için onun hakkında yorum yapmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim: Ostrom, Williamson’un aksine pratik meselerle ilgileniyor ve en azından yönetişim, organisazyon, kurumlar ve çevre hakkında işe yarar şeyler söylemeyi amaçlıyor. Bu sebeple, “işlem maliyeti iktisadı” gibi dile dolanan ifadeler üretmemiş olsa da, Ostrom’un çalışmalarını da daha yakından incelemek gerektiğini düşünüyorum. (Ben de bir kitabı olacak, ona bir kez daha göz atarak işe başlayabilirim…)

Emrah Bey,
Ben de sizin gibi düşündüm, Nobel ödülü açıklandıktan sonra. Bu iktisatçıları tanımıyordum. Öğrenince, Sveriges Riksbank’ın deyim yerindeyse ‘topu taca’ atacak bir karar aldığını düşünüyorum. Aslında ödülden bir süre önce, New Scientists çevresinden bazı bilim adamları Nobel Vakfı’na bir mektup yazarak,bir yandan Küresel Çevre ve Kamu Sağlığı ödülü konulmasını, bir taraftan da Nobel Tıp ödülünün genişletilerek Yaşam Bilimleri çerçevesine (biyoloji, genetik vb) sokulmasını, ya da biyoloji ile davranış bilimleri (psikoloji ve nörobilim) olarak iki yeni bir ödül konulmasını talep ettiler.
Aslında geçmişte de sosyal bilimler ödülü konulması biçiminde de baskılar geliyordu.
Sanırım bu son ekonomi ödülü, biraz ‘politik ekonomi’ tarafına kaydırılarak bu talepler de biraz olsun karşılandı belki de.
Başa dönersek, tartışmalı alanlardan çıkarak Nobel ödülünün de ‘itibar erozyonu’ riskinden uzak tutuldu belki de…
Yaşadığımız ilginç bu süreçte, böyle bir reflekse de şaşırmamak gerekiyor sanırım.
Blogunuzu ilgiyle izlemeye devam ediyorum.
İyi dileklerimle,
Uğur Gürses
Teşekkürler Uğur Bey. Ben de yazılarınızı ilgiyle izliyorum. Sevgiler, NEA