Mülkiye Post-Otistik İktisat Hareketi

iktisadacikis

Mülkiye öğrencileri de ana-akım iktisada ve iktisat derslerinin veriliş biçimine itiraz ediyor. Sizin anlayacağınız Mülkiye öğrencileri de Post-Otistik İktisat Hareketi’ne katılmış. Gerçi hazırladıkları metinde Post-Otistik Hareketi’nden bahsetmiyorlar, ama eminim ki bu hareketten ve bu hareket sonucu ortaya konan bildirilerden haberdarlardır. Okuyucularım arasında bu hareketten haberdar olmayan varsa ceterisparibus.net’ten Türkçe ve İngilizce pek çok metne ulaşabilir. Adres şu: http://www.ceterisparibus.net/metodoloji/pae.htm. Post-otistik iktisat hareketinin internet sitesinin adresi de şu: http://www.paecon.net/ (Ancak, şu anda bu siteye erişilemiyor, umarım sorunu bir an önce hallederler.)

Peki ne diyor Mülkiye’li öğrenciler? Pek çok şey söylüyorlar. İKTİSADA ÇIKIŞ başlığı ile yayınladıkları küçük kitapçıkta hem standart iktisat ders kitapları hem de kapitalizm ile ilgili dertlerini dile getirmişler. “Yanlış iktisat doğru anlatılamaz” demişler.

Kitapçıkta ayrıca iktisada giriş derslerinde okudukları ders kitabından alıntılar yaparak bu kitapları eleştirmişler. Özellikle bu kitaplarda sunulan iktisat tanımını ve görünmez el olarak onlara sunulan prensibi değerlendirmişler. Dünyanın mevcut düzeni ile onlara anlatılan iktisadın birbirine uymadığını söylemişler.Peki nasıl bir iktisat eğitimi istiyorlar? İşte manifestoları:

“NASIL BİR İKTİSAT EĞİTİMİ

Daha önce düşünenleriniz vardır. Bilgisayar klavyesi ABCDE diye başlamaz. QWERT biçiminde başlaması açıklama bekleyen bir durum yaratır. Bu dizilimin arka planında daktilo üretiminin ilk günlerinde ortaya çıkan teknik bir sorun vardır. ilk daktiloların bir sıkışma sorunu yaşaması daktilo üreticilerinin deneme yanılma yöntemiyle en uygun dizilişi bulmasını sağlamıştır. Ancak çok sonraları teknolojinin ilerlemesiyle bu teknik “sıkışma” sorunu çözülmüş, ancak QWERT dizilişine de insanlar alışmıştır.

Bugün neo-klasik iktisat eğitimi de teknik açıdan sıkışmıştır. Neo-klasik iktisadın argümanları ve sonuçları üniversitelerde okutulan iktisat kitaplarındaki toplumsal refahta sıkışmıştır ve bizler, yani bilim üreticileri yeni bir diziliş bulmak zorundayız. Bu dizilişe dair ilk elden söylenebilecek uyarıları ise şöyle sıralayabiliriz:

  • İktisadın sosyal bilimlerle bağları koparılmamalıdır. İktisat eğitiminin her alanında sosyolojiden, tarihten, siyasetten bahsedilmesi olmazsa olmaz koşulumuzdur. Neoklasik iktisadın bireyin kendi kârını maksimize etme arzusu, artı-değerin insanlar tarafından üretilemediği paleolitik dönemde yoktu. Bu arzu Melâmilerde de yoktu, Kızılderililerde de yoktu. İşte tarih ve sosyoloji iktisatla çelişiyor. Ancak biz biliyoruz ki sosyal bilimlerin hepsi yan yana ve omuz omuza insanlığın hizmetindedir.
  • Kurgusal değil gerçekçi bir iktisat eğitimi olmalıdır. Gücünü pratikten almayan teori asla bilimsel değildir. İktisat biliminin temel sorunu sınırlı kaynakların sınırsız isteklerce bölüşülmesi değil, sağlıklı suya ulaşamayan 1,5 milyar insandır.
  • İktisadın bir sosyal bilim olduğu unutulmamalı, iktisat matematiğin boyunduruğundan kurtarılmalıdır. Ceteris paribus matematiğinin bir amaç değil araç olduğu, böylece iktisat eğitiminde neo-klasik iktisadın bir safsata olduğu gerçeklerine kolayca erişilir. Matematik, insanı sadece üreten-tüketen bir kalıp olarak basitleştirmezse neo-klasik iktisadın hiçbir argümanı kalmaz.
  • İktisat, fen bilimleri gibi küresel ölçekte düşünülemez. Evet; neden küresel gösterildiğini biliyoruz, neden Colorado ve Hakkari’nin gerçeklerini sınırlan zorlayarak üst üste koyduklarını da biliyoruz. Çünkü kapitalizm bizi kafa sayımızla görmek zorunda. Hâlbuki farklı bir gerçeklik, örneğin öğrencilerin fotokopi ve kitaplarını paylaşması, hatta kopya alıp vermesi dahi mikro iktisadın gerçekliklerini yıkmaktadır. Hepimizi McDonald’s köftesi gibi standart ve makul görmek kapitalizmin açlığındandır, ancak McDonald’s köftesi gibi göstermek de iktisat profesörlerinin bu açlığın temsilcileri olmalarındandır.”

Öğrencilerimizin tepkisini anlamak çok kolay. Zaten yaşadığımız son krizden sonra “ne olacak bu iktisadın hali” konulu geniş bir tartışma başladı. Bu siteyi takip edenler kriz sonrası iktisadın durumu” ve “iktisatçılar nasıl bu kadar yanıldı?” başlıklı yazıları okumuşlardır. Bu yazılarda özellikle Paul Krugman’ın eleştirileri ve bu eleştirilere gelen tepkiler ele alınıyordu. Kriz sonrasında Keynes’e, davranışsal ve deneysel iktisada daha fazla kulak vermemiz gerektiğini anlatan pek çok kitap ve yazı yayınlandı. Bunlara ek olarak kurumsal iktisadın ana-akım iktisada yaptığı eleştirilerin bazılarının ne kadar yerinde olduğu da ortaya çıktı. Sizin anlayacağınız iktisadı eleştirenler sadece öğrenciler değil. Bazı iktisatçılar da bugünler de bir kez daha ne yaptıklarını değerlendiriyorlar.

Benim gördüğüm kadarıyla genel olarak iktisat eğitimimizdeki (sadece Mülkiye’deki değil) temel problemlerden biri ezberci eğitim sistemimizin bir devamı olarak iktisat teorilerinin  “tartışmasız doğrular” olarak öğrencilere sunulması ve öğrencilerden kendilerine verilenleri ezberlemek dışında bir şey yapmamalarının beklenmesi. Özellikle iktisada giriş derslerinde öğrencilerden, ele aldıkları modeller ile gerçek dünya arasındaki ilişkiyi hiç düşünmeden (düşünmelerine fırsat bile verilmeden) bu modelleri ezberlemeleri bekleniyor. Sorgulama, tartışma ve eleştiri iktisat eğitimimizin bir parçası değil. İkinci bir problem ise iktisadi düşünce tarihinin ve alternatif iktisat akımlarının iktisat eğitiminde çok küçük bir yere sahip olması. Örneğin, pek çok iktisat fakültesinde öğrenciler kurumsal iktisat nedir bilmeden mezun oluyorlar. Üçüncü bir problem ise modern iktisadın durumu ile ilgili hiç bir bilgi verilmemesi. Modern iktisat giriş derslerinde anlatılan iktisattan oldukça farklı. Örneğin, çok eleştirilen rasyonellik varsayımına dayanmayan, iktisadi ajanların homojen olmadığı, kurumların ve kültürün  önemli olduğu pek çok model ve iktisadi açıklama var. Deneyler artık iktisadın bir parçası. Disiplinler arası çalışmalar artıyor. Ne var ki, öğrenciler bunların hiçbirinden haberdar olmadan iktisat bölümlerinden mezun oluyorlar. Dördüncü problem, iktisat eğitiminde kitapların ve ek okumaların pek önemli olmaması. Halbuki, öğrencilerin vizyonlarını genişletecek pek çok Türkçe ve İngilizce kitap iktisat derslerinde okutulabilir. İktisat eğitimi ile ilgili problemlerin saymakla bitmeyeceğinin farkındayım. Ama son olarak benim konumla ilgili bir probleme de değineyim. İktisat metodolojisi ile ilgili tartışmalar iktisat eğitiminin bir parçası değil. Öğrenciler sosyal bilimlerde ve dolayısıyla iktisatta iyi bir açıklama nasıl olmalıdır bilmiyorlar. Bilimsel modeller ile bu modellerin ele aldığı gerçeklik arasındaki ilişki hakkında düşünmelerine yardım edecek bilim felsefesi konularından haberdar değiller. Bunların hiç biri iktisat eğitiminin bir parçası değil.

Bütün bunlar (ve daha fazlası) göz önüne alındığında öğrencilerimizin aldıkları eğitimi eleştirmelerinden doğal bir şey olamaz. Yine bu sebeplerle yaptıkları eleştirilerin eksik ve yanlış yönlerine de takılmamak lazım. İktisat eğitimi onlara daha önce benzer eleştirileri yapanlardan bahsetmiyor. Bu eleştirileri akademik bir biçimde yapmalarına olanak tanıyacak aletleri onlara sunmuyor. Bu üzücü, çünkü iktisadi düşünceler tarihi bu tür eleştiri ve tartışmalarla dolu. Öğrencilere iktisadi düşünce tarihi de “o bunu dedi, şu bunu dedi” şeklinde anlatıldığı için onların bu tartışmalardan haberdar olmaması çok doğal. Örneğin, öğrencilerimiz iktisadın tanımını eleştirmişler. İktisat, iktisat olduğu günden bu güne iktisadın nasıl tanımlanması gerektiği ile ilgili tartışmalarla dolu. İktisadı sınır isteklerle kıt kaynakların bilimi olarak görenler de olmuş, gelir bölüşümü ile ilgili bir bilim olarak görenler de. İktisadı “aşağılık duyguların bilimi” veya “domuz bilimi” diye tanımlayan düşünürler de olmuş, onu sosyal bilimlerin kraliçesi olarak ilan edenler de. İktisada giriş kitaplarının iktisadı tanımlayan o ilk paragrafları maalesef bu tartışmalardan hiç bahsetmiyor. Kitaplar bahsetmediği için öğrenciler de kendi eleştirilerini sıfırdan geliştiriyorlar. Öğrencilerimize iktisadın zengin tarihini anlatmadığımız için onlara haksızlık ediyoruz ve onları bu kasvetli bilim ile tek başlarında bırakarak üniversite dediğimiz kurumun amaçlarından uzaklaşıyoruz.

Aslına bakarsanız, sorun sadece iktisat eğitiminde de değil. Tüm sistemde. Üniversiteler öğrencileri ÖSYM sisteminden alıp KPSS sistemine teslim eden geçiş kurumları olarak çalışmaya başlıyor yavaş yavaş. Bunu bu dönemin başında öğrenci arkadaşlarımızdan aldığım bir bilgi ile farkettim. Dediklerine göre, Mülkiye’nin en iyi mezunları KPSS kurslarına yazılıp işe girmek için binlerce liralarını ve çok değerli zamanlarını harcıyordu. Görünen o ki bu sistem üniversite eğitimini yavaş yavaş gereksizleştiriyor. Eğer üniversitelerde öğrencilerimize düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı, yazmayı, tartışmayı da öğretmeyeceksek, bırakalım ÖSYM’den geçenler doğrudan KPSS’ye hazırlansın. Üniversitede zaman kaybedip enerji ve para harcamasın! Tabii, böyle olmaması için çalışmamız gerekiyor. İktisadı da diğer konuları da dershane mantığı ile anlatmanın hiç kimseye faydası yok. Üniversiteler dershane olmadığına göre İKTİSADA ÇIKIŞ diyerek tepkilerini gösteren arkadaşlarımızın tepkisine kulak vermemizde fayda var. Onların bu tepkisini akademik üretkenliğe dönüştürmek için onlara birlikte çalışmamızda fayda var.

Sanırım şunu da eklemeliyim: Bu söylediklerim ana-akım iktisadın öğretilmemesi gerektiğini ima etmiyor. Aksine, ana-akım iktisadın da çok daha iyi bir şekilde öğretilmesi gerekiyor. Bir defa eleştirmek isteyenlerin eleştirdikleri şeyi çok iyi bilmeleri gerekiyor. İkincisi, ana-akım iktisat o kadar da işe yaramaz bir şey değil. İktisatta bazı soruları cevaplamak için ana-akım iktisada ihtiyacımız var. Ana-akım iktisadın sormadığı veya cevaplayamadığı sorular içinse heterodoks okullar ve diğer sosyal bilim disiplinlerine ihtiyacımız var. İktisadi dünyada olup bitenleri anlamak için disiplinler arası işbirliği ve eleştiriye ihtiyacımız var.

İKTİSADA ÇIKIŞ ile iletişim için iktisadacikis@gmail.com ve http://iktisadacikis.blogspot.com adreslerini kullanabilirsiniz. İktisada Çıkış hareketi 15 Aralık Salı günü saat 15:00′de SBF Alt Kantin’de toplanacakmış, iktisada bakışı olan herkesi bekliyorlar.

Son olarak: İktisat eğitiminin öğrencilerde yarattığı rahatsızlığı yansıtmaya çalıştığım iki kısa metin var. Belki ilginizi çeker.

Bu metinlerde İlyas ile Filizsu iktisadın tanımı üzerine tartışıyor ve İKTİSADA ÇIKIŞ hareketini başlatan arkadaşlar gibi bir tartışma topluluğu kuruyorlar ve olaylar gelişiyor.

(İlyas ve Filizsu’nun meceraları üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Uzun süredir daha geniş bir taslak masaüstümde duruyor. Pek yakında bu taslağı geliştirip sizlerle paylaşmayı ümidediyorum.)

Leave a Reply

 

 

 

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes