“Herhangi bir önemli problemin patates ile çözülebileceğini düşünmek bir hatadır.” — Douglas Adams
Hatırlarsanız başbakanımız maden kazalarının kader olduğunu ima etmişti. Şöyle demişti:
“20 yıl gerisine kadar incelediğimde, ta 90′lı yıllardan bugüne kadar Zonguldak bölgesinde bu tür kazaları, grizu facialarını yaşadık. Ben de geldim, bu tür ocaklar nasıl ocaktır diye indim. 2 bin metre derinlikteki kömür madeni ocaklarında çalışan kardeşlerimin nasıl çalıştıklarını gördüm. Onlarla orada iftar yaptım. Bu mesleğin, kaderinde maalesef var. Bu mesleğe giren kardeşlerim de, bu mesleğe girerken içerisinde bu tür şeylerin olacağını bilerek giriyorlar.” [19.05.2010 ntvmsnbc, kaynak]
Tabii başbakanımız “onlarla orada iftar yaptım. Bu mesleğin, kaderinde maalesef var” derken madenciliğin kaderinde başbakanlarla iftar yapmak olduğunu kastetmiyor, madencilerin kazaya kurban gitmesinin madencilikte “normal” bir şey olduğunu abartılmaması gerektiğini söylemeye çalışıyor. Bu yorumun doğru olduğunu daha sonraki bir konuşmasında teyit ediyor:
“Türkiye’de ne yapılmak istendiğini, nasıl sinsice bir taktiğin uygulamaya konulduğunu da görüyoruz. Sanki Türkiye’de ilk defa, örneğin, bir grizu patlaması oluyor. Sanki ilk defa bir maden kazası oluyor gibi bu meselenin nasıl abartıldığını gördük, gördünüz. Ülkenin farklı yerlerinde meydana gelen adi vakaların gereğinden fazla abartılıp gündemin ilk sıralarına taşındığını ilgili ya da ilgisiz her meselenin doğrudan hükümetle ilişkili gösterildiğini ibretle izliyoruz” (R.T.Erdoğan, Radikal, 22.05.2010, kaynak)
İnsanlar “maden kazaları kader değildir, önlenebilir” diyor; devletin madencilik konusunda gerekli düzenleme ve denetimleri yapmadığını söylüyor, başbakanımız buna “sinsice bir taktik” diyor. Artık nasıl bir algıysa bu, “olağan şeyler abartılıyor” diye de ekliyor.
Şimdi bunun basit bir basiretsizlik durumu olduğunu düşünebiliriz. Diyebiliriz ki, başbakanımız ve yetkililer basiretsiz, yani gerçekleri göremiyorlar. Ama bu aşırı iyimser bir yorum olur.
Basiret: Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, uyanıklık, anlayış, kavrayış, sağgörü, önsezi, vizyon.
Basiretsizlik: Gerçekleri, ileriyi ve uzağı görememe, sağgörüsüzlük.
Madenlerde, Tuzla’da onlarca işçi hayatını kaybederken bizi yönetenlerin bizim gördüğümüz gerçekleri görmediklerini söylersek biraz da haksızlık etmiş oluruz. Onlar en az bizim kadar zeki ve akıllılar. Hatta bizi yönetme işine bir şekilde talip olup, bu işi aldıklarına göre muhtemelen bizden daha akıllı ve zeki olmalılar. Öyleyse, basiretsiz olamazlar. Gerçekleri görüyor olmalılar. Tabii eğer gerçekleri görüyorlarsa, herhalde bu gerçekleri bizden gizlemek istiyorlar. Tabii başbakanımız gibi düşünüp bu durumun arkasında “sinsice bir plan” olduğunu düşünmek de olası!
Uzun lafın kısası şu: maden kazaları bir basiretsizliğin sonucu olamaz. Kader olmadığını da çok iyi biliyoruz. Gelin maden kazaları ile ilgili bir iki gerçeğe bakalım. TEPAV’ın yayınladığı maden kazaları raporundaki bir iki tabloya göz atalım:
Bu tablo bize basitçe şunu söylüyor: Özel işletmelerde çalışan madencilerin iş kazasına kurban gitme veya meslek hastalığından ölme olasılığı Taş Kömürü Kurumunda (TTK) çalışan işçilerinkinden çok daha fazla. Özellikle 2003 yılındaki durum dehşet verici. TTK’nın ürettiği her bir milyon ton taş kömürü 4 maden işçisinin canına malolmış. Özel işletmeler ise bir milyon taş kömürü üretmek için 230 adet işçiyi canından etmiş. 2003 yılında bu kadar dramatik bir durum ortaya çıkmasının nedeni raporda şöyle açıklanıyor: 2003′de kömür üretimi azalıyor ve işçi ölümleri iki katına çıkıyor; dolayısıyla üretilen milyon ton kömür başına ölüm sayısı da artıyor. 2008 yılına gelindiğinde durum biraz daha iyi. Bir milyon ton taş kömürü üretmenin maliyeti TTK için 4, özel işletmeler için 11 can!
Rapordan can alıcı bir cümle durumu özetliyor:
“Sadece kömür sektöründe, 1991-2008 döneminde iş kazaları ve meslek hastalığı nedeniyle toplam 2554 kişi hayatını kaybederken, sürekli iş göremez hale gelenlerin sayısı ise 13087’e ulaşmıştır.”
2554 ölü, 13087 iş göremez maden emekçisi! Kader mi? Başbakan’a göre kader!
Tablo korkunç. Aslında başbakanımızın “kader” demesini biraz anlamak mümkün. Tabloya göre Türkiye’de maden çıkarmak için işçi kurban etmek gerekiyor!
Hemen aklımıza şu soru geliyor. Peki diğer ülkelerde durum nasıl? Sadece maden kazalarında ölen işçilere baktığımızda Türkiyemiz’in madencilik ayıbı açıkça ortaya çıkıyor:
Özetle, 2008 yılına bakarsak, ABD’de 1milyon ton kömür üretmek için 1 işçi bile kazaya kurban gitmiyor; Çin’de aynı üretimi yaparken 1 işçi, Türkiye’de ise 7 işçi kaza geçirip ölüyor. Tabii eğer bir bürokrata veya AKP milletvekiline sorarsanız size Çin’de daha çok işçi ölüyor diyecektir. Doğru Çin’de daha çok işçi ölüyor ama aynı zamanda daha fazla maden ocağında daha fazla işçi daha fazla kömür üretiyor. Burada ülkemizin durumunu görebilmek için anlamlı olan karşılaştırma aynı miktarda kömür çıkarırken kaç işçinin kaza geçirdiğidir. Buna göre aynı miktarda kömür üretirken Türkiye’de 7 kat daha fazla işçi kazaya kurban gitmektedir. Bu veri tek başına maden kazalarının kader olmadığını göstermektedir.
TEPAV raporunda şunlar söyleniyor:
“Türkiye’de maden ocaklarında meydana gelen patlamalar ve yangınların nedenleri araştırıldığında; genel nedenlere benzer şekilde üretim yönteminin gereklerinin tam olarak yerine getirilmemesi, üretim plan ve projesinin bulunmaması ve havalandırmadaki eksiklik ve aksaklıklar ilk sıralarda yer almaktadır.
Maden kazaları ile meydana gelen ölümler dışında, kazalar ve meslek hastalıkları sonucunda sürekli iş göremez durumuna gelen kişilerin sayısı da oldukça fazladır. 1991 yılından itibaren maden kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda 13087 kişi sürekli iş göremez durumundadır.
Türkiye’nin taş kömürü üretim maliyetleri dünyadaki büyük kömür üreticilerine göre yüksektir”
Peki, sadece yukarıdaki iki veriye bakarak ne sonuç çıkarabiliriz? Birincisi, Türkiye maden üretiminde geri kalmıştır, doğru teknolojiyi kullanmamaktadır. Doğru teknolojiyi kullanarak maden işçilerinin güvenliğini arttırabilir. İkincisi, özel işletmelerde TTK’ya göre daha çok ölüm olduğuna göre yeterli denetim yapılmamaktadır. Özel işletmelerin doğru teknolojiyi kullanıp, gerekli güvenlik önlemlerini alması için bir devlet baskısı bulunmamaktadır. Maden kazaları kader olmadığına göre ve herhangi bir basiretsizlik (gerçeği görememe) durumu olmadığına göre, devletimiz ve mevcut hükümetimiz en temel görevlerinden birini yerine getirmiyor demektedir; yani devletimiz ve hükümetimiz vatandaşlarının sağlığı ve güvenliği için gerekli önlemleri almıyor, denetim yapmıyor ve uygulanması gereken yaptırımları uygulamıyor demektir.
Tabii bunu söylemek yeterli değil. Biliyorsunuz, maden kazaları konusunda konuşan siyasetçiler genellikle AKP’yi eleştirmekle yetiniyor. Bir çözüm önerisi sunmuyor. Buyrun size basit bir çözüm önerisi:
İktisatçılar “müşevvikler önemlidir” der. Maden işletmelerinin karşı karşıya olduğu maliyetlerin yapısını değiştirerek madencilikte hızlı bir iyileşme sağlanabilir. Özetle, güvenli olmayan bir işletmeye sahip olmanın işletme açısından maliyeti arttırılmalıdır. Para ve kapatma cezaları uygulanmalı ve kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır. Mevcut durumda “işçiler işsiz kalacak” diye güya işçileri koruyormuş gibi yaparak güvenli olmayan işletmeler kapatılmamaktadır. İşçiler de çaresizliklerinden bu işletmelerde çalışmaya devam etmektedir. Halbuki devletin öncelikli sorumluluğu işçilerin can güvenliğini sağlamak için gerekli yaptırımları uygulamaktır. Eğer işçiler madenlerin kapalı kaldığı süre boyunca işsiz kalacaksa, onların kayıplarını gidermek, işsizlik maaşı vermek ve sağlık hizmetlerinden yararlanmalarını sağlamak da devletin görevleri arasındadır. Devletin ve hükümetin “aman işsiz kalmasınlar” deyip onları ölüme göndermek gibi “görevi” yoktur.
Devlet önce denetim görevini yerine getirmelidir ve işçilerin güvenliği ile ilgili gerekli ve yeterli önlemleri almayan işletmeler tespit edilmelidir. Bu tespit yapıldıktan sonra bu işletmeler önlemleri alana kadar sorgusuz sualsiz kapatılmalıdır. (Çok fazla işletme bu durumda olduğundan, hükümet bunu yapmak istemeyebilir, ama yapması gereken budur!) İşletmenin kapalı olduğu süre boyunca işçilere maaşları devlet tarafından ödenmelidir ve sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmalıdır. Geçişi kolaylaştırmak için, maden işletmelerine de yardım edilebilir. Örneğin, maden işletmesinin gerekli iyileştirmeleri yapabilmesi için devlet destek sağlayabilir, faizsiz veya çok düşük faizli kredi almaları sağlanabilir. Özetle, güvenli olmayan bir işletmeye sahip olmak bir seçenek olmaktan çıkarılmalıdır. Bunu yapmak o kadar da zor değil. Detaylara inildikçe pek çok başka problem ortaya çıkacaktır ama eğer öncelik işçinin can güvenliği olursa ve güvenli teknolojinin yaygınlaştırılması amaçlanırsa her türlü problemi çözmek mümkündür.
Not etmek gerekir ki, iş kazaları söz konusu olduğunda hep işçilere eğitim sağlanması gündeme geliyor. İşçilere gerekli eğitimin verilmesi zaten şarttır. Ama bu yetmez. İşletmeler denetlenmez ve gerekli yaptırımlar uygulanmazsa en eğitimli işçi bile kaza geçirebilir. Pek çok işçi güvensiz olduğunu bile bile giriyor madenlere. İş yerlerinin güvenliğini arttırılmadıkça eğitim tek başına kazaları önleyemez (belki biraz azaltabilir).
Maden kazaları kader değildir. Basiretsizlik hiç değildir. Gerçekleri gören ve bilen devlet kurumlarının ve yetkililerin görevini yerine getirmemesinin bir sonucudur.
Douglas Adams’ın bir sözüyle başladığımız yazıyı, yine onun güzel bir sözü ile bitirelim:
“İnsanları yönetmek konusunda en çok istekli olanlar, bu işi yapmaya en az uygun olanlardır.” — Douglas Adams
—
* Bahsi geçen TEPAV raporuna TEPAV’1ın web sitesinden ulaşabilirsiniz.



